بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا
veẕẕâriyâti ẕervâ.
Diyanet İşleri: Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا
felḥâmilâti viḳrâ.
Diyanet İşleri: Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا
felcâriyâti yüsrâ.
Diyanet İşleri: Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
felmüḳassimâti emrâ.
Diyanet İşleri: Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ
innemâ tû`adûne leṣâdiḳ.
Diyanet İşleri: Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ
veinne-ddîne levâḳi`.
Diyanet İşleri: Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
vessemâi ẕâti-lḥubük.
Diyanet İşleri: İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ
inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.
Diyanet İşleri: İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
yü'fekü `anhü men üfik.
Diyanet İşleri: Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
ḳutile-lḫarrâṣûn.
Diyanet İşleri: Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ
elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.
Diyanet İşleri: Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.
Diyanet İşleri: İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.
Diyanet İşleri: O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.
Diyanet İşleri: Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Diyanet İşleri: Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.
Diyanet İşleri: Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.
Diyanet İşleri: Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.
Diyanet İşleri: Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.
Diyanet İşleri: Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ
vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.
Diyanet İşleri: Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.
Diyanet İşleri: Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.
Diyanet İşleri: Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.
Diyanet İşleri: Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.
Diyanet İşleri: İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
Diyanet İşleri: Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ
ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.
Diyanet İşleri: Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
Diyanet İşleri: Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.
Diyanet İşleri: (Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ
feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Diyanet İşleri: Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.
Diyanet İşleri: Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
Diyanet İşleri: İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Diyanet İşleri: Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ
linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.
Diyanet İşleri: Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.
Diyanet İşleri: Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.
Diyanet İşleri: Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
Diyanet İşleri: Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Diyanet İşleri: Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.
Diyanet İşleri: Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ
fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
Diyanet İşleri: Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.