İçeriğe geç
İKRAOku.
SurelerNüzulCüzlerAraYer imleriFavorilerAyarlar
İKRA·Açık kaynak Kur’an okuma uygulaması
© 2026 İKRA.
sungur.dev·@tahsingibi·GitHub·ikra.sungur.dev
  1. Kur’an
  2. →Şuarâ
  3. →49

026 · Mekkî

Şuarâ

ٱلشُّعَرَاء

Musa, İbrahim ve diğer peygamber kıssaları.

Ayet
227
Nüzul
47
Mushaf
26
Anlam
Şairler
Aktif Kaynaklar:MealDiyanet İşleriTefsirMuhtasar Kur’an TefsiriDeğiştir→

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

001

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ

ṭâ-sîn-mîm.

Diyanet İşleri: Ta, Sin, Mim.

002

تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.

Diyanet İşleri: Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.

003

لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.

Diyanet İşleri: İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.

004

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ

in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.

Diyanet İşleri: Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.

005

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.

Diyanet İşleri: Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

006

فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Diyanet İşleri: Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.

007

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ

evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.

Diyanet İşleri: Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.

008

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Diyanet İşleri: Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.

009

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Diyanet İşleri: Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

010

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.

Diyanet İşleri: Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

011

قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.

Diyanet İşleri: Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

012

قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.

Diyanet İşleri: Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

013

وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ

veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.

Diyanet İşleri: Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

014

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.

Diyanet İşleri: Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

015

قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.

Diyanet İşleri: Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

016

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.

Diyanet İşleri: Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

017

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

en ersil me`anâ benî isrâîl.

Diyanet İşleri: Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

018

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.

Diyanet İşleri: Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

019

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.

Diyanet İşleri: Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

020

قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.

Diyanet İşleri: Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

021

فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.

Diyanet İşleri: Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

022

وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.

Diyanet İşleri: Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

023

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.

Diyanet İşleri: Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

024

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.

Diyanet İşleri: Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.

025

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.

Diyanet İşleri: Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

026

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.

Diyanet İşleri: "O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

027

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ

ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.

Diyanet İşleri: Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.

028

قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.

Diyanet İşleri: Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.

029

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.

Diyanet İşleri: Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.

030

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ

ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.

Diyanet İşleri: Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.

031

قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

Diyanet İşleri: Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.

032

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ

feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.

Diyanet İşleri: Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.

033

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.

Diyanet İşleri: Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.

034

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ

ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.

Diyanet İşleri: Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.

035

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.

Diyanet İşleri: Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.

036

قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.

Diyanet İşleri: "Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.

037

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ

ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.

Diyanet İşleri: "Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.

038

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.

Diyanet İşleri: Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.

039

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.

Diyanet İşleri: İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

040

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.

Diyanet İşleri: "Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.

041

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.

Diyanet İşleri: Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.

042

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.

Diyanet İşleri: Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

043

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.

Diyanet İşleri: Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.

044

فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ

feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.

Diyanet İşleri: Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.

045

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.

Diyanet İşleri: Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.

046

فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.

Diyanet İşleri: Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

047

قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.

Diyanet İşleri: Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

048

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

rabbi mûsâ vehârûn.

Diyanet İşleri: Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

049

قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.

Diyanet İşleri: Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.

050

قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.

Diyanet İşleri: İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.

051

إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.

Diyanet İşleri: İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.

052

۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.

Diyanet İşleri: Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.

053

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.

Diyanet İşleri: Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

← Furkân
Neml →

Kısayol: /sure/suara/ayet/49