İçeriğe geç
İKRAOku.
SurelerNüzulCüzlerAraYer imleriFavorilerAyarlar
İKRA·Açık kaynak Kur’an okuma uygulaması
© 2026 İKRA.
sungur.dev·@tahsingibi·GitHub·ikra.sungur.dev
  1. Kur’an
  2. →Sâffât
  3. →62

037 · Mekkî

Sâffât

ٱلصَّافَّات

Melekler, İbrahim ve İsmail kıssası.

Ayet
182
Nüzul
56
Mushaf
37
Anlam
Sıra sıra duranlar
Aktif Kaynaklar:MealDiyanet İşleriTefsirMuhtasar Kur’an TefsiriDeğiştir→

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

001

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا

veṣṣâffâti ṣaffâ.

Diyanet İşleri: Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

002

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا

fezzâcirâti zecrâ.

Diyanet İşleri: Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

003

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

fettâliyâti ẕikrâ.

Diyanet İşleri: Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

004

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ

inne ilâheküm levâḥid.

Diyanet İşleri: Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

005

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.

Diyanet İşleri: Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

006

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.

Diyanet İşleri: Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

007

وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ

veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.

Diyanet İşleri: Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

008

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ

lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.

Diyanet İşleri: Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

009

دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ

düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.

Diyanet İşleri: Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

010

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ

illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.

Diyanet İşleri: Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

011

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ

festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.

Diyanet İşleri: Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

012

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

bel `acibte veyesḫarûn.

Diyanet İşleri: Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

013

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.

Diyanet İşleri: Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

014

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ

veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.

Diyanet İşleri: Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

015

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ

veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

Diyanet İşleri: "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

016

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

Diyanet İşleri: "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

017

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

eveâbâüne-l'evvelûn.

Diyanet İşleri: "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

018

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.

Diyanet İşleri: De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

019

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.

Diyanet İşleri: Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

020

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.

Diyanet İşleri: Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

021

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.

Diyanet İşleri: Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

022

۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.

Diyanet İşleri: İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

023

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.

Diyanet İşleri: İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

024

وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.

Diyanet İşleri: "Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

025

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

mâ leküm lâ tenâṣarûn.

Diyanet İşleri: Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

026

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

bel hümü-lyevme müsteslimûn.

Diyanet İşleri: Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

027

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

Diyanet İşleri: Birbirlerine dönüp soruşurlar.

028

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.

Diyanet İşleri: İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

029

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.

Diyanet İşleri: Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

030

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ

vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.

Diyanet İşleri: "Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

031

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.

Diyanet İşleri: "Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

032

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.

Diyanet İşleri: "Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

033

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.

Diyanet İşleri: O gün hepsi azabda birleşirler.

034

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

Diyanet İşleri: Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

035

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.

Diyanet İşleri: Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

036

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ

veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.

Diyanet İşleri: "Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

037

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.

Diyanet İşleri: Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

038

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.

Diyanet İşleri: Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

039

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.

Diyanet İşleri: Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

040

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.

Diyanet İşleri: Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

041

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ

ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.

Diyanet İşleri: İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

042

فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

fevâkih. vehüm mükramûn.

Diyanet İşleri: İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

043

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

fî cennâti-nne`îm.

Diyanet İşleri: İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

044

عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

`alâ sürurim müteḳâbilîn.

Diyanet İşleri: İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

045

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ

yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.

Diyanet İşleri: Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

046

بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ

beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.

Diyanet İşleri: Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

047

لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.

Diyanet İşleri: Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

048

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ

ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.

Diyanet İşleri: Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

049

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ

keennehünne beyḍum meknûn.

Diyanet İşleri: Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

050

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

Diyanet İşleri: Birbirlerine dönüp sorarlar:

051

قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ

ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.

Diyanet İşleri: İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

052

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.

Diyanet İşleri: İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

053

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.

Diyanet İşleri: İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

054

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.

Diyanet İşleri: Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

055

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.

Diyanet İşleri: Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

056

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.

Diyanet İşleri: Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

057

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.

Diyanet İşleri: "Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

058

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

efemâ naḥnü bimeyyitîn.

Diyanet İşleri: "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

059

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.

Diyanet İşleri: "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

060

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.

Diyanet İşleri: İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

061

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.

Diyanet İşleri: Çalışanlar bunun için çalışsın.

062

أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.

Diyanet İşleri: Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

063

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ

innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.

Diyanet İşleri: Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

064

إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.

Diyanet İşleri: O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

065

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.

Diyanet İşleri: Tomurcukları şeytan başı gibidir.

066

فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.

Diyanet İşleri: İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

← Yâsîn
Sâd →

Kısayol: /sure/saffat/ayet/62