İçeriğe geç
İKRAOku.
SurelerNüzulCüzlerAraYer imleriFavorilerAyarlar
İKRA·Açık kaynak Kur’an okuma uygulaması
© 2026 İKRA.
sungur.dev·@tahsingibi·GitHub·ikra.sungur.dev
  1. Kur’an
  2. →Mürselât
  3. →30

077 · Mekkî

Mürselât

ٱلْمُرْسَلَات

Uyarı ve ‘yalanlayanların vay hâline’ nakaratı.

Ayet
50
Nüzul
33
Mushaf
77
Anlam
Gönderilenler
Aktif Kaynaklar:MealDiyanet İşleriTefsirMuhtasar Kur’an TefsiriDeğiştir→

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

001

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا

velmürselâti `urfâ.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

002

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا

fel`âṣifâti `aṣfâ.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

003

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا

vennâşirâti neşrâ.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

004

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا

felfâriḳâti ferḳâ.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

005

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا

felmülḳiyâti ẕikrâ.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

006

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

`uẕran ev nüẕrâ.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

007

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ

innemâ tû`adûne levâḳi`.

Diyanet İşleri: Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

008

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

feiẕe-nnücûmü ṭumiset.

Diyanet İşleri: Yıldızların ışığı giderildiği zaman,

009

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

veiẕe-ssemâü füricet.

Diyanet İşleri: Gök yarıldığı zaman,

010

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

veiẕe-lcibâlü nüsifet.

Diyanet İşleri: Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,

011

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

veiẕe-rrusülü üḳḳitet.

Diyanet İşleri: Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;

012

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

lieyyi yevmin üccilet.

Diyanet İşleri: Bu, hangi güne bırakılmıştı?

013

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

liyevmi-lfaṣl.

Diyanet İşleri: Hüküm gününe bırakılmıştı.

014

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.

Diyanet İşleri: Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?

015

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Diyanet İşleri: O gün yalanlamış olanların vay haline!

016

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

elem nühliki-l'evvelîn.

Diyanet İşleri: Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

017

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ

ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.

Diyanet İşleri: Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

018

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

Diyanet İşleri: Suçlulara böyle yaparız.

019

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Diyanet İşleri: O gün, yalanlamış olanların vay haline!.

020

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ

elem naḫlukküm mim mâim mehîn.

Diyanet İşleri: Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

021

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ

fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.

Diyanet İşleri: Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

022

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ

ilâ ḳaderim ma`lûm.

Diyanet İşleri: Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

023

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ

feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.

Diyanet İşleri: Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!

024

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Diyanet İşleri: O gün yalanlamış olanların vay haline!

025

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.

Diyanet İşleri: Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

026

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا

aḥyâev veemvâtâ.

Diyanet İşleri: Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

027

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا

vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.

Diyanet İşleri: Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?

028

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Diyanet İşleri: Yalanlamış olanların vay o gün haline!

029

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.

Diyanet İşleri: İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"

030

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ

inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.

Diyanet İşleri: "gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

031

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.

Diyanet İşleri: "gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

032

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ

innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.

Diyanet İşleri: O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

033

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ

keennehû cimâlâtün ṣufr.

Diyanet İşleri: O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

034

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

Diyanet İşleri: Yalanlamış olanların o gün vay haline!

← İnsan
Nebe →

Kısayol: /sure/murselat/ayet/30