İçeriğe geç
İKRAOku.
SurelerNüzulCüzlerAraYer imleriFavorilerAyarlar
İKRA·Açık kaynak Kur’an okuma uygulaması
© 2026 İKRA.
sungur.dev·@tahsingibi·GitHub·ikra.sungur.dev
  1. Kur’an
  2. →Mü’minûn
  3. →20

023 · Mekkî

Mü’minûn

ٱلْمُؤْمِنُون

Müminlerin vasıfları ve yaratılış.

Ayet
118
Nüzul
74
Mushaf
23
Anlam
Müminler
Aktif Kaynaklar:MealDiyanet İşleriTefsirMuhtasar Kur’an TefsiriDeğiştir→

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

001

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ

ḳad efleḥa-lmü'minûn.

Diyanet İşleri: Müminler saadete ermişlerdir.

002

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ

elleẕîne hüm fî ṣalâtihim ḫâşi`ûn.

Diyanet İşleri: Onlar namazda huşu içindedirler.

003

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

velleẕîne hüm `ani-llagvi mü`riḍûn.

Diyanet İşleri: Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.

004

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ

velleẕîne hüm lilzekâti fâ`ilûn.

Diyanet İşleri: Onlar zekatlarını verirler.

005

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

Diyanet İşleri: Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

006

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

Diyanet İşleri: Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

007

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

Diyanet İşleri: Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.

008

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

Diyanet İşleri: Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.

009

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ

velleẕîne hüm `alâ ṣalevâtihim yüḥâfiżûn.

Diyanet İşleri: Namazlarına riayet ederler.

010

أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ

ülâike hümü-lvâriŝûn.

Diyanet İşleri: İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

011

ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hüm fîhâ ḫâlidûn.

Diyanet İşleri: İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

012

وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍۢ مِّن طِينٍۢ

veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min sülâletim min ṭîn.

Diyanet İşleri: And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.

013

ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةًۭ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍۢ

ŝümme ce`alnâhü nuṭfeten fî ḳarârim mekîn.

Diyanet İşleri: Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

014

ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًۭا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًۭا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ

ŝümme ḫalaḳne-nnuṭfete `aleḳaten feḫalaḳne-l`aleḳate muḍgaten feḫalaḳne-lmuḍgate `iżâmen fekesevne-l`iżâme laḥmâ. ŝümme enşe'nâhü ḫalḳan âḫar. fetebârake-llâhü aḥsenü-lḫâliḳîn.

Diyanet İşleri: Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!

015

ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

ŝümme inneküm ba`de ẕâlike lemeyyitûn.

Diyanet İşleri: Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.

016

ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ

ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti tüb`aŝûn.

Diyanet İşleri: Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.

017

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ

veleḳad ḫalaḳnâ fevḳaküm seb`a ṭarâiḳ. vemâ künnâ `ani-lḫalḳi gâfilîn.

Diyanet İşleri: And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.

018

وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍۢ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ

veenzelnâ mine-ssemâi mâem biḳaderin feeskennâhü fi-l'arḍ. veinnâ `alâ ẕehâbim bihî leḳâdirûn.

Diyanet İşleri: Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.

019

فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَٰبٍۢ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

feenşe'nâ leküm bihî cennâtim min neḫîliv vea`nâb. leküm fîhâ fevâkihü keŝîratüv veminhâ te'külûn.

Diyanet İşleri: Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

020

وَشَجَرَةًۭ تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍۢ لِّلْءَاكِلِينَ

veşeceraten taḫrucü min ṭûri seynâe tembütü biddühni veṣibgil lil'âkilîn.

Diyanet İşleri: Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

021

وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةًۭ ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

veinne leküm fi-l'en`âmi le`ibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihâ veleküm fîhâ menâfi`u keŝîratüv veminhâ te'külûn.

Diyanet İşleri: Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.

022

وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

ve`aleyhâ ve`ale-lfülki tuḥmelûn.

Diyanet İşleri: Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.

023

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

Diyanet İşleri: And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.

024

فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةًۭ مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yürîdü ey yetefeḍḍale `aleyküm. velev şâe-llâhü leenzele melâikeh. mâ semi`nâ bihâẕâ fî âbâine-l'evvelîn.

Diyanet İşleri: Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

← Hac
Nûr →

Kısayol: /sure/muminun/ayet/20