İçeriğe geç
İKRAOku.
SurelerNüzulCüzlerAraYer imleriFavorilerAyarlar
İKRA·Açık kaynak Kur’an okuma uygulaması
© 2026 İKRA.
sungur.dev·@tahsingibi·GitHub·ikra.sungur.dev
  1. Kur’an
  2. →Meâric
  3. →41

070 · Mekkî

Meâric

ٱلْمَعَارِج

Ahiret ve insan tabiatı.

Ayet
44
Nüzul
79
Mushaf
70
Anlam
Yükseliş merdivenleri
Aktif Kaynaklar:MealDiyanet İşleriTefsirMuhtasar Kur’an TefsiriDeğiştir→

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

001

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ

seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.

Diyanet İşleri: Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.

002

لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ

lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.

Diyanet İşleri: Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.

003

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ

mine-llâhi ẕi-lme`âric.

Diyanet İşleri: Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.

004

تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ

ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.

Diyanet İşleri: Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.

005

فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا

faṣbir ṣabran cemîlâ.

Diyanet İşleri: Güzel güzel sabret;

006

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا

innehüm yeravnehû be`îdâ.

Diyanet İşleri: Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.

007

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا

venerâhü ḳarîbâ.

Diyanet İşleri: Ama biz onu yakın görmekteyiz.

008

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ

yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.

Diyanet İşleri: Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.

009

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ

vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.

Diyanet İşleri: Dağlar da atılmış pamuğa döner.

010

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا

velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.

Diyanet İşleri: Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.

011

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ

yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.

Diyanet İşleri: Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

012

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

veṣâḥibetihî veeḫîh.

Diyanet İşleri: Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

013

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ

vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.

Diyanet İşleri: Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

014

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ

vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.

Diyanet İşleri: Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

015

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

kellâ. innehâ leżâ.

Diyanet İşleri: Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

016

نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ

nezzâ`atel lişşevâ.

Diyanet İşleri: Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

017

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ

ted`û men edbera vetevellâ.

Diyanet İşleri: Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

018

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ

veceme`a feev`â.

Diyanet İşleri: Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

019

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.

Diyanet İşleri: İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:

020

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا

iẕâ messehü-şşerru cezû`â.

Diyanet İşleri: Başına bir fenalık gelince feryat eder,

021

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا

veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.

Diyanet İşleri: Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;

022

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ

ille-lmüṣallîn.

Diyanet İşleri: Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

023

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ

elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.

Diyanet İşleri: Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

024

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ

velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.

Diyanet İşleri: Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

025

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

lissâili velmaḥrûm.

Diyanet İşleri: Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

026

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.

Diyanet İşleri: Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

027

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.

Diyanet İşleri: Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

028

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ

inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.

Diyanet İşleri: Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.

029

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

Diyanet İşleri: Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.

030

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

Diyanet İşleri: Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.

031

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

Diyanet İşleri: Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.

032

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

Diyanet İşleri: Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,

033

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ

velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.

Diyanet İşleri: Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,

034

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.

Diyanet İşleri: Namazlarına riayet edenler,

035

أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ

ülâike fî cennâtim mükramûn.

Diyanet İşleri: İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.

036

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.

Diyanet İşleri: İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?

037

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.

Diyanet İşleri: İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?

038

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ

eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.

Diyanet İşleri: Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?

039

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ

kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.

Diyanet İşleri: Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.

040

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.

Diyanet İşleri: Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

041

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Diyanet İşleri: Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

042

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.

Diyanet İşleri: Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.

043

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ

yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.

Diyanet İşleri: Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

044

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.

Diyanet İşleri: Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

← Hâkka
Nûh →

Kısayol: /sure/mearic/ayet/41