001
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
Diyanet İşleri: Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
068 · Mekkî
ٱلْقَلَم
Kalem üzerine yemin, ahlak ve bahçe sahipleri.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
001
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
Diyanet İşleri: Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
002
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ
mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.
Diyanet İşleri: Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
003
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ
veinne leke leecran gayra memnûn.
Diyanet İşleri: Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
004
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ
veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.
Diyanet İşleri: Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
005
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
fesetübṣiru veyübṣirûn.
Diyanet İşleri: Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
006
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
bieyyikümü-lmeftûn.
Diyanet İşleri: Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
007
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.
Diyanet İşleri: Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
008
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.
Diyanet İşleri: Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
009
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.
Diyanet İşleri: (Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
010
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ
velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.
Diyanet İşleri: Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
011
هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ
hemmâzim meşşâim binemîm.
Diyanet İşleri: Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
012
مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.
Diyanet İşleri: Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
013
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.
Diyanet İşleri: Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
014
أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
Diyanet İşleri: Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
015
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Diyanet İşleri: Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
016
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
senesimühû `ale-lḫurṭûm.
Diyanet İşleri: Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
017
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
Diyanet İşleri: Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
018
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
velâ yesteŝnûn.
Diyanet İşleri: Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
019
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
Diyanet İşleri: Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
020
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
feaṣbeḥat keṣṣarîm.
Diyanet İşleri: Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
021
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
fetenâdev muṣbiḥîn.
Diyanet İşleri: Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
022
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
Diyanet İşleri: Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
023
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
Diyanet İşleri: "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
024
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.
Diyanet İşleri: "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
025
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
Diyanet İşleri: Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
026
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.
Diyanet İşleri: Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
027
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Diyanet İşleri: Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
028
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.
Diyanet İşleri: Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
029
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.
Diyanet İşleri: "Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
030
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.
Diyanet İşleri: Birbirlerini yermeye başladılar.
031
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
Diyanet İşleri: Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
032
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.
Diyanet İşleri: "Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
033
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
Diyanet İşleri: İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
034
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.
Diyanet İşleri: Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.
035
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.
Diyanet İşleri: Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?
036
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Diyanet İşleri: Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
037
أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ
em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.
Diyanet İşleri: Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
038
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.
Diyanet İşleri: Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
039
أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.
Diyanet İşleri: Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?
040
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.
Diyanet İşleri: Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"
041
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.
Diyanet İşleri: Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
042
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.
Diyanet İşleri: O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
043
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.
Diyanet İşleri: O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
044
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.
Diyanet İşleri: Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
045
وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Diyanet İşleri: Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.
046
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Diyanet İşleri: Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.
047
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Diyanet İşleri: Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?
048
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.
Diyanet İşleri: Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
Kısayol: /sure/kalem/ayet/44