İçeriğe geç
İKRAOku.
SurelerNüzulCüzlerAraYer imleriFavorilerAyarlar
İKRA·Açık kaynak Kur’an okuma uygulaması
© 2026 İKRA.
sungur.dev·@tahsingibi·GitHub·ikra.sungur.dev
  1. Kur’an
  2. →Duhân
  3. →53

044 · Mekkî

Duhân

ٱلدُّخَان

Uyarı, duman ve kurtuluş.

Ayet
59
Nüzul
64
Mushaf
44
Anlam
Duman
Aktif Kaynaklar:MealDiyanet İşleriTefsirMuhtasar Kur’an TefsiriDeğiştir→

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

001

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ

ḥâ-mîm.

Diyanet İşleri: Ha, Mim.

002

وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

velkitâbi-lmübîn.

Diyanet İşleri: Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.

003

إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.

Diyanet İşleri: Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.

004

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ

fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.

Diyanet İşleri: Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

005

أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ

emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.

Diyanet İşleri: Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

006

رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.

Diyanet İşleri: Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

007

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.

Diyanet İşleri: Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

008

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.

Diyanet İşleri: O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.

009

بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ

bel hüm fî şekkiy yel`abûn.

Diyanet İşleri: Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.

010

فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ

ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.

Diyanet İşleri: Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.

011

يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ

yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.

Diyanet İşleri: Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.

012

رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ

rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.

Diyanet İşleri: İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.

013

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ

ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.

Diyanet İşleri: Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.

014

ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ

ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.

Diyanet İşleri: Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.

015

إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ

innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.

Diyanet İşleri: Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.

016

يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.

Diyanet İşleri: Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.

017

۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ

veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.

Diyanet İşleri: And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:

018

أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.

Diyanet İşleri: "Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

019

وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ

veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.

Diyanet İşleri: "Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."

020

وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ

veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.

Diyanet İşleri: "Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

021

وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ

veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.

Diyanet İşleri: "Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."

022

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ

fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.

Diyanet İşleri: Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.

023

فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.

Diyanet İşleri: Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."

024

وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ

vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.

Diyanet İşleri: "Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."

025

كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.

Diyanet İşleri: Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

026

وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ

vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.

Diyanet İşleri: Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

027

وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ

vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.

Diyanet İşleri: Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

028

كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ

keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.

Diyanet İşleri: Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.

029

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ

femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.

Diyanet İşleri: Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.

030

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ

veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.

Diyanet İşleri: And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

031

مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ

min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.

Diyanet İşleri: And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

032

وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.

Diyanet İşleri: And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.

033

وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ

veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.

Diyanet İşleri: Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.

034

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

inne hâülâi leyeḳûlûn.

Diyanet İşleri: Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

035

إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ

in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.

Diyanet İşleri: Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

036

فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.

Diyanet İşleri: Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

037

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ

ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.

Diyanet İşleri: Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.

038

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ

vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.

Diyanet İşleri: Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.

039

مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

Diyanet İşleri: Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.

040

إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ

inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.

Diyanet İşleri: Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.

041

يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.

Diyanet İşleri: O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.

042

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.

Diyanet İşleri: Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

043

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

inne şecerate-zzeḳḳûm.

Diyanet İşleri: Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

044

طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ

ṭa`âmü-l'eŝîm.

Diyanet İşleri: Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

045

كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ

kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.

Diyanet İşleri: Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

046

كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ

kegalyi-lḥamîm.

Diyanet İşleri: Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

047

خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.

Diyanet İşleri: "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

048

ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ

ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.

Diyanet İşleri: "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

049

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ

ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.

Diyanet İşleri: "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

050

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ

inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.

Diyanet İşleri: "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

051

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ

inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.

Diyanet İşleri: Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

052

فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

fî cennâtiv ve`uyûn.

Diyanet İşleri: Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

053

يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.

Diyanet İşleri: İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.

054

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ

keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.

Diyanet İşleri: Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.

055

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.

Diyanet İşleri: Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.

056

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.

Diyanet İşleri: Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.

057

فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

Diyanet İşleri: Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.

← Zuhruf
Câsiye →

Kısayol: /sure/duhan/ayet/53